BATMAN V SUPERMAN: ADALETİN ŞAFAĞI

Yeni bir film yorumuyla hepinize yeniden merhaba! Bu filmi aslında çıkar çıkmaz izledim, malum büyük bir merakla bekleniyordu. Ben o kadar büyük heyecanla beklemiyordum ama yine de merak ediyordum tabi. Fragman "malesef" filmin gidişatını direkt gösterdiğinden, bu iki kişinin savaşı olayına zaten pek inanmamıştım ve beklentiye girmemiştim. İyi ki de girmemişim. 

Filmde hem Batman'in bakış açısını hem Superman'in bakış açısını görüyoruz. Superman yani Clark, kimsenin gerçek kimliğini tanımadığı bir yerde çalışıyor ve sevgilisiyle yaşıyor. Bir yandan da dünyayı kurtarma işini sürdürüyor. Batman ise, filmde gösterilene göre yaptığı savaşlarda oldukça ağır darbeler almış ve yıpranmış. Daha da karanlık, içine dönük biri olmuş. Superman'in yine bir kurtarma operasyonu sırasında, işin çığrından çıkması ve yaşananlar sonucu artık herkes onun gerçek görevini ve bir üstün insanın dünyaya yaptıklarını sorgulamaya başlıyor. Batman de bunlardan biri. Kendi bakış açılarından düşündüğümüzde, iki tarafı da haklı bulabiliyoruz. Bu olayların ortasında kalıp, suçsuz yere ağır yaralanan bir çocuğu kurtarması; Batman'in daha da gözlerini açıyor ve artık bir şeyler yapma gereği duyuyor. Bundan sonrası da zaten malum kapışma hazırlıkları..
Yalnız şunu atladım. Bu filmde ilk kez, kısa kesitler halinde de olsa Batman yani Bruce'un çocukluğunu görüyoruz. Ailesinin nasıl öldüğünü görüyoruz ilk kez. Nolan filmlerinden farklı olarak bu var ve güzel olmuş bence bunu göstermeleri. Küçük Bruce'a gerçekten çok üzüldüm. Tüm bu olaylar içinde, Superman kabuğuna çekilmeyi tercih ediyor ve bir süre her şeyden uzaklaşıyor. O da ailesiyle konuşuyor bu süreçte, kendi misyonunu sorguluyor. Lois tabi her zaman yanında ve ona destek oluyor. Filmde de önemli bir rolü var Lois'in. Çünkü, her şey Clark'ın onu kurtarmasıyla başlıyor. Bunu ilk başta neden yazmadım ben de bilmiyorum. :) Superman'in tek bir kadın için savaşın ortasına inmesi ve sonrasına olanlar, herkesin dikkatini çekiyor tabi. Bir yandan, Lex Luthor adlı çok önemli bir karakterimiz var. Ki cidden ağır psikopat ama oldukça zeki bir karakter. Jesse Eisenberg, bence çok güzel canlandırmış. Filmdeki en iyi oyunculuklardan birini çıkarmış. Sevmesem de, nefret edemedim karakterden. Renkli bir kişilik olmuş.:) Lex de, çok kilit bir isim film açısından. Adam dediğim gibi, tam psikopat ve tek derdi kendi çıkarları! Zekasını da kullanarak, çok güzel bir şekilde birbirine düşürüyor iki kahramanımızı. Ki bu fragmanı izleyenler için, spoiler olmayacaktır. Ortaya uğraşmaları gereken, daha büyük bir düşman çıkıyor.

Daha fazla anlatmayayım, iyice spoilere boğmayayım burayı. :) Genel konu ve gidişat böyle yani. Ayrıca, DC evreninde çok önemli bir yeri olan Wonder Woman ile de ilk kez burada tanışıyoruz. Ben çok sevdim, Gal Gadot çok uymuş role! O amazon kadını edası var ama aynı zamanda zarif ve çekici kadın imajı da var. Onun hikayesine pek giremedik tabi ki ama ileride göreceğimiz birkaç kahramanı daha kısacık da olsa görme şansımız oldu filmde. Aslında, gerek var mıydı bilmiyorum. Biraz kafa karışıklığı olmuş olabilir bilgisi olmayanlarda ama hani çok da kötü olmamış. Kararsızım bu konuda.
Alfred, hiç bizim bildiğimiz Alfred gibi değildi. Açıkçası sevmedim ki zaten oldukça az sahnesi vardı. Bana biraz soğuk geldi, Bruce ile arasındaki o güçlü bağı hissedemedim. Nerede Jeremy Irons nerede Michael Caine! Canım Alfredimdi benim, en sevdiğim karakterlerdendi. Umarım, diğer filmlerde daha farklı ve iyi işlerler onu.
Superman rolünde Henry Cavill'i zaten ilk filmden beğenmiştim. Role çok iyi uymuş bence, hiç sırıtmıyor. Birazcık Clark kimliğinden çok Superman kimliğine odaklanılmış, belki bu biraz farklı olabilirdi. Biraz eğlenceli ve normal Clark izlemek isterdim. Ben Affleck için ise, fazla bir şey demeyeceğim. SEV-Mİ-YO-RUM! Adama hiçbir gıcıklığım yok ama çok da sempatik bulamıyorum ve oyunculuğunu da beğenemiyorum. Çok kötüydü diyemem tabi ama donuktu, soğuktu, Batman'in o ağırlığını hiç göremedim onda. Tamam daha sert ve karanlık bir Bruce var bu filmde ama yine de o sertliği bile tam verememiş sanki. CHRİSTİAN BALE! NEREDESİN TEK BATMANİM! Bir kere Affleck'in o ses tonu bile beni rahatsız etti, o kadar alışmışım ki Bale'e. Bu konuda çok dertliyim yani. Yine de, öyle izlettirmeyecek bir şey yok tabi. Abarttım biraz. :)

Film, aksiyon anlamında iyiydi. Görselliğe falan artık girmeye gerek yok zaten bu bütçeyle. Ama senaryo çok büyük sıkıntıydı bence. Bir kere, çok kopuk kopuktu sahneler. Sanki bir şey oluyor, sonra hemen o bitmeden başka bir sahneye geçiliyor falan. Batman-Superman ve Clark-Lois diyalogları bana yetersiz geldi. Derinlik yoktu pek. Ayrıca; ikisinin kapışması da oldukça sıradan son buldu bana kalırsa. Evet, güzel bir detaydı ve ben de unutmuştum bir an ve şaşırdım. Güzel düşünce ama yine de bir kelime midir tüm o hazırlıkları sona erdiren diyor insan? Hani birkaç bir şey daha olsaydı keşke. Batman ve Superman'in savaş sahneleri de güzeldi bu arada, beğendim. Mesela film boyunca dikkatimi çeken ve en sevdiğim şeylerden biri de, ikisini de diğerine göre bariz üstün göstermediler. Bir baktık Superman bitti bitecek, bir baktık tekrar ayakta Batman güçsüz.. İyi olmuş bence böyle yansıtmaları.
Ayrıca, müzikler de gayet güzeldi. Filmin diğer bir sevdiğim noktası.
Yine baya döktürdüm. Kısacası; senaryosu kusurlu, aksiyon ve seyir zevki açısından güzel ama derinliğin pek olmadığı bir film olmuş bence. Sinemada izlenmeli evet. Kaçırdıysanız da izleyin. Gelecek filmleri de merak ediyorum, nasıl bir yön izleyecekler merak ediyorum. Ama hani biraz da "izlemiş olmak için" izleyeceğim. Büyük merakım yok. Ama Wonder Woman'ın filmini çok merak ediyorum, onun hikayesi heyecanlı duruyor oldukça. Bu senaryo işine de umarım bir el atarlar. Marvel'da da bazen senaryo sıkıntıları oluyor biliyoruz ancak orada daha bir bütünlük oluyor en azından. Bu arada; filmin IMDB sayfasına ulaşmak için, tıklayın.

Siz filmi izlediyseniz nasıl buldunuz? Ben ne filmi dibe sokanlardanım ne de bayılanlardan. Siz ne düşünüyorsunuz? Yorumlarınızı bekliyorum. Şimdilik benden bu kadar, herkese şimdiden harika bir hafta sonu dilerim! :)

21.İZMİR KİTAP FUARI

Herkese uzun bir aradan sonra yeniden merhaba! 20 gündür bloga yazı girmediğimi fark ettim. Bekleyenler için üzgünüm. Aslında belli bir nedenim de yok ama fuar, birkaç halletmem gereken şey ve işten ayrılma süreci derken bir türlü yazamadım. Bir pembe diziye bağımlı olup sabah akşam onu izlediğimi eklemeyeceğim................... :)
Neyse, dönüşü güzel bir fuar yazısıyla yapayım dedim. Aslında 3 kez gidecektim ama son gün ani bir işim çıkınca gidemedim. Çok üzüldüm tabi. Daha göremediğim kişiler, alamadığım kitaplar vardı. Artık yapacak bir şey yok, kitapları internetten alabilirim umarım en kısa sürede. Fuara zaten listeyle gitmem ama insan dönüşte alırım veya biraz dolaşayım derken en önemli alacaklarını unutabiliyor. Bu sene çalışma ihtimalim de vardı biliyorsunuz ama olmadı ne yazık ki. Biraz geç girişimde bulunmam bunda etken oldu galiba. Seneye bakacağım artık..

Daha da uzatmadan, fuara geçeyim. İzmir'deki fuar hep ayrı benim gözümde. Diğerlerinde bulunmasam da fotoğraflar, ortam ve hava koşulları düşünüldüğünde çok güzel bir hafta oluyor. Yılın en mutluluk verici haftalarından biri! Bu seferki bir açıdan daha da güzeldi. Çünkü, ilk kez bu kadar blogger-booktuber fuardaydı sanırım. Eren ilk kez geldi, Nihan öyle.. Ama bir açıdan da açıkçası daha kötü buldum. Bu sene daha bir sönük geldi bana fuar. Ne bileyim, yine çok kalabalıktı ama o izdiham yoktu geçen seneki. Veya bazı kitap satan kişiler çok suratsızdı falan.. İnsanlar birbirleriyle daha çok konuşuyordu sanki. Bana mı öyle geldi bilmiyorum. Gidenler düşüncelerini yazarsa çok sevinirim bu konuda. :)

İndirim konusu zaten bambaşka bir boyut. Malesef her sene daha da azalıyorlar, şaka gibi! Normalde fena indirim yapmayan Yabancı bile bu yıl %25 civarında kalmış. Artan kitap kaliteleri ile onlar da Pegasus ile yarışmaz umarım. Pegasus'a zaten girmiyorum. Ephesus da öyleydi. Artemis desen hep öyleydi. Martı çok iyiydi yine. 10 TL idi sanırım kitapların çoğu. Parodi çok iyiydi, Karanlık Zihinler Serisi'nin iki kitabını 20 TL gibi süper bir fiyata aldım. Arkadya'da 12 TL idi ama kararsız kalıp alamadım hiçbir şey. Arkadya Bitter'den bir şey denemek istiyorum ama hangisini alsam bilemedim. Önerisi olan? GO! Kitap yine güzeldi ama umarım onlar da artık yeni kitaplarını çıkarır. Fuarın ikinci hafta sonu daha çok yeni kitap gelmiş zaten, ben kaçırdım malesef.

Eren'le sonunda tanışabildim! Videoda ne görüyorsanız aynısı arkadaşlar! Çok sıcakkanlı, çok yardımcı. Nihan'la kısa konuşabildim malesef, çok yoğundu. Onur Abla her zamanki tatlılığındaydı. :) Ecmel desen öyle ama o da yoğundu. Pegasus'un durumu malum.. Daha birçok kişiyle görüştüm. Hatta bazılarının bookstagram olduklarını sonradan öğrendim, kötü oldu tabi. Artık seneye daha çok konuşabilirim umarım herkesle..Bu arada, çekildiğim fotoğraflar blogun instagramında mevcut. :)

Peki bakalım neler aldım? Dediğim gibi; kesin alırım dediğim birkaç kitabı alamadım o karmaşada. Cress ve Winter mesela! Ama Artemis'de neredeyse indirim olmadığından, pek üzülmedim!Unuttum resmen. 3.ye de gidemedim. Kargalar Meclisi'ni almayı unutmama üzüldüm ama. Ayrıca hiç aklımda olmayan birkaç kitap da geldi benimle. Fuarın olmazsa olmazı zaten bu durum. Tek tek değil direkt instagramıma (ortaboypopcorn) attığım fotoğrafları paylaşacağım burada:
Alttakiler ilk gidişimde aldıklarım. Kuzenimle kapanışa yakın gidince, pek bir şey anlamamış ve çok az kitap alabilmiştim. Eksik Parça'nın 2.si yokken 3.sünü almışım hatta. :D Karmakarışık'ı okumadım ama Darmadağınık'ı aldım yine de. Severim kesin. Eleanor&Park için sonunda diyorum! İlk aldığım kitap oldu zaten Pegasus'tan. Beni Yakma da yoktu bende, orjinalinden okumuştum dayanamayıp ama şimdi seriyi tekrar okurum. Warner'ı özledim hem. :) Zevk ve Acı da Günahlar ve İğneler'in devamıymış, ben tam görevliye bu serinin devamı çıkmayacak mı dediğimde gördüm. :D Baya uzun sürdü çıkması. Bu seriyi okuyan çok az sanırım, konusu ilginç diye almıştım. Pek yorum göremedim ama severim umarım. İyi Kız da 10 TL olunca ve konusu da ilgimi çekince aldığım bir kitap oldu. Son dönemde çok görüyordum okuoku'da falan.

Üsttekiler ise ikinci gidişimde. Vurgun orada oldu zaten, baya kollarım koptu taşırken! Annem olmasa daha da alırdım valla. Yabancı'yı topladım gibi ama en az o kadar daha alacağım vardı. Kupa Altılısı, Işıltı, Minnettar ve Köprü'yü de mutlaka alacağım mesela, çok indirim olmayınca fuardan alamadım. Meleklerin Kanı'na artık rahatça başlayabilirim ama seriye aşık olurum sonra diğer kitapları işkence içinde beklerim diye korkuyorum. Göz attığım kadarıyla efsane gözüküyor çünkü. Ve 3.kitaptan sonra Raphael&Elena'ya baya ara veriyormuş sanırım yazar, bu beni yıktı tabi. :( Dünyanın En Şanslı Kızı konusunda kararsızdım ama Eren Kayıp Kız'dan falan iyi deyince, aldım dayanamadım. O kadar çok ayraç koydular ki, istemesem de al lütfen diyerek verdiler. Çantalar süper ayrıca. :) Birçok yayınevinden kitap satan yerler oluyor ya, o gördüğünüz Aylardan Aşk'ı oradan aldım ve 5 TL idi. Şaka değil! İnanamadım. Merak ediyordum çok uzun zamandır, 5 TL olunca kaçırmadım. Belki sevmem diye almadım devamını ama şimdi keşke alsaymışım diyorum o fiyatı görmüşken. Kızıl Kraliçe çevirmeninden imzalı alındı. :) Sonunda, okumayan bir ben kalmıştım. Altın Oğul'u da aldım sonunda ve artık Kızıl Yükseliş'i okuyabilirim. Çok merak ediyorum. Sonsuzluğun Kıyısında ile ilgili şöyle üzüldüğüm bir nokta var. Hiçliğin Kıyısında'yı ben ciltsiz almıştım. Şimdi biri ciltli biri ciltsiz kötü oldu ama sırf onun için de tekrar alacak halim yok. Mucize'yi içim kaldırmaz diye almıyordum ama Onur Abla al al al diye o kadar ısrar edince aldım. :D Ben Earl ve Ölen Kız'ın kapağına da aşık oldum ayrıca. Karanlık Zihinler'in son kitabını alamadım, yan kitabı oluyor sanırım. Artık o da internetten alınacak. Gölgedeki Işığım da sonunda çıkmış, ilk kitabı unuttum bile. Tekrar okumam gerekecek. Gazap Üzümleri'ni de uzun zamandır merak ediyordum. Biraz gözümü korkutsa da, almak istedim. Bu fuar pek klasik almadım, evde çoğu var ve diğerlerinden para kalmadı malesef. :D

Evet, benim fuar maceram böyleydi. Baya uzun oldu farkındayım ama neredeyse 1 aydır yazmamamın acısını çıkardım. Siz bu kitaplardan hangilerini okudunuz ve nasıl buldunuz? İlk hangisinden başlayayım sizce? Fuara gidenler varsa, neler aldınız? Yorumları bekliyorum. Bu arada; snapchat'te uzun uzun anlatmıştım fuarı ve aldıklarımı. Fuardan görüntüler de vardı. Kaçırmamışsınızdır umarım, beni orada da "asenagunkaya" adı ile eklemeyi unutmayın! Herkesin haftası çok güzel geçiyordur umarım, sonraki yazıda görüşürüz! :)

TAVSİYE SERİLER / ATEŞ SERİSİ - KAREN. M. MONİNG

Selam herkese! Bu seriye çok istekli başlamıştım, bir yandan okuyup burada yorum olmayan serilerimi de yorumlamış olacaktım ama devam edemedim uzun süredir. Biraz ayrıntılı yazılar olduğu için, yazmak zor oluyor. Ama bugün devam ediyorum ve en en en en sevdiğim serilerden biri olan "Ateş Serisi" ni yazıyorum. Ne yazık ki, ülkemizde değeri hiç bilinmeyen ve yayınevlerinin elinde heba edilen bir seri. Oysa okuduğum en sağla serilerden biri. Umarım, yazım sayesinde bir kişinin de olsa seriyi okumasını sağlayabilirim. Bu seriyi herkes duysun, herkes bilsin! :) 

Fantastik bir seri. Fantastik türlü türlü birçok yaratık var. Bambaşka bir dünya yaratmış yazar. İrlanda'da geçiyor ama bu yaratıklar da şehrin göbeğinde dolaşabiliyor! Yazarın bu yarattığı dünyaya ve onu işleyiş biçimine hayran oluyorsunuz bir kere. Konu da şu şekilde; MacKayla Lane, pembe hastası normal bir yaşamı olan bir genç kız. Bir gün, ablası Alina'nın ölmesiyle tüm hayatı değişiyor. Ablasının ölümünün peşini bırakmıyor ve İrlanda'ya gelerek araştırmaya başlıyor. Ve ablasının öldüğünü değil, öldürüldüğünü fark ediyor. İşte bu noktadan sonra katili aramaya başlıyor ve bir kitapçıya girmesiyle birlikte bambaşka bir boyuta taşınıyor işler. Kocaman bir kitapçı, o anlatırken ben de içinde olmak istedim. Kitapçının sahibi Jericho Barrons adlı bir adam. Onun da kendine has yetenekleri var ve Mac'in özel biri olduğunu hemen anlıyor. Ve ona yardım teklif ediyor. Ablasının katilini birlikte ararlarken, Mac'i hiç bilmediği bambaşka dünyalara götürüyor ve kendini keşfetmesini sağlıyor. Çünkü, Mac de aslında bambaşka biri. Aslında bir sidhe-kahini ve bundan haberi bile yok. Onun bu özelliği, çok şeye yol açıyor. Barrons, uzun süredir aradığı bir kitap olan Sinsar-Dubh'u Mac'in yardımıyla bulmaya çalışıyor.

Seri, her şeyiyle çok sağlam. Bir kere konusu çok ilgi çekici. Sadece peri veya sadece vampirlere odaklanan, klasik aşkların olduğu bir fantastik seri değil kesinlikle. Her tür fantastik canlı var. En önemlisi de Fae'ler. Bunlar, iyi ve kötü olarak ikiye ayrılmış durumda ve her yerdeler. Bunları da avlayabilenler, sadece Sidhe-Kahini olan kişiler! Karakterler yaş olarak daha büyükler ve çok daha sağlam karakterler, akılları beş karış havada değil. Bambaşka bir dünya var, tıpkı HP gibi. Yeni terimler, yeni kurallar. Başta alışmakta zorlanıyorsunuz ama sonrasında da hiç sorun olmuyor. İlk kitabın arkasında bir tanıtım kısmı vardı ayrıca. Bol aksiyonlu, okurken yerinizde duramayacağınız bir seri. Karakterler de yerlerinde durmuyor çünkü. Vlane gibi - ki neler var neler onda - birkaç yan karakter de var. Dani var, Mac'in en yakın arkadaşı hatta Buz serisinin baş kahramanı. Ama bu seride en çok Mac&Barrons okuyoruz tabi ki.

Kişiler çok iyi düşünülerek yaratılmış bence. Özgün ve dolu kişiler. Mac başta aklı havada tipik bir genç kız gibi gözükse de, hiç öyle değil. Çok yönlü ve akıllı, mantığını da kullanan bir kız. Ayrıca çok gerçekçi bence. Gerçek tepkiler veriyor, insani duyguları var. En sevdiğim karakterlerden biridir. Barrons ise.. Ah ne desem! BARRONS'U TANIMALISINIZ! Gerçekten nasıl anlatacağımı bilmiyorum ama eşsiz, çok çok farklı biri. Zaten kendisi hakkında başta çok çok az şey biliyoruz. Hele ilk kitapta, "Ya bu adam kimdir, neyin nesidir?" deyip durdum. Meraktan çatlatmış yazar. Üçüncü kitapta falan birkaç şey ortaya çıkıyordu sanırım. Sert biri, kesinlikle duygularıyla yaşayan biri değil. Otoriter, kuralcı ve fazlasıyla tehlikeli biri. Mac'le olan diyalogları da çok güzeldi. Yer yer çok eğlenceli kısımlar vardı, Mac eğlenceli biri zaten. İkisi arasındaki etkileşim, bağ, iletişim her şey harikaydı gerçekten! Keşke daha çok "yakın" sahneleri olsaydı diyorum ama. İlk kitaplarda yazar ağzımıza bir parmak bal çalmaktan başka bir şey yapmamış pek.

İlk kitaplar bence kısaydı. Zaten sıkmayı bırak, kendinizi olaylara kaptırdığınızda bir çırpıda okuyacağınız bir seri. Ayrıca, sınav dönemi veya önemli bir işiniz var ise başlamayın derim. Bırakamıyorsunuz çünkü. Ben seri tamamlanınca alan şanslılardanım. Yazar öyle yerlerde bitiriyor ki kitapları, KAFAYI YERSİNİZ. Ciddiyim! Hele bir üçüncü kitap sonu hele bir dördüncü kitap sonu var ki, ciddi anlamda kitabı duvara fırlatasım gelmişti. Aslında yazarın ne kadar iyi olduğunu gösteriyor bu bize. Acımasız ama çok iyi bir yazar bence. Kalemi güçlü. Diğer kitaplarını henüz okumadım ama mutlaka okumayı düşünüyorum ileride.

Seri malesef ülkemizde mundar edildi. İlk iki kitap -emin değilim üç mü iki mi- Epsilon Yayınları'ndan çıkmıştı ancak o kadar uzadı ki devamının çıkması, yayın haklarını Artemis satın aldı ve oradan devam etti. Yazık, yıllarca seriyi bekleyenler oldu. Kafayı yemediklerine şaşıyorum, cidden büyük başarı. Ben arka arkaya okumuştum neyse ki. Sonunda öyle böyle seri tamamlandı ve bence güzel de bitti. Son kitap, kesinlikle serinin en iyisiydi. Birçok sır açığa çıktı, çok kalın ve doyurucuydu, çok heyecanlıydı. Ama tabi bana yetmedi, devam etse keşke dedim hep. Ki yazar şimdi Buz Serisi ile devam ediyor ama orada da Mac&Barrons varmış az da olsa. Tabi çok azdır kesin, Dani de çok ilgimi çekmiyor şahsen ama belki bir şans veririm.

Seri ile ilgili en büyük sorun ise, çevirisi. Malesef, oldukça kötü bir çeviri vardı ki çok üzücü bir durum. Böyle harika bir seriyi layıkıyla okuyamadık. En kötüsü; yayın hakları değişince, ilk kitaplarda kullanılan birkaç terim de değişmiş ve bu hem kafa karıştırıcı hem de sinir bozucu. Son kitapta ise iyice kötüydü çeviri. Kitabı okumayı engelleyecek boyutta değil, hani hatayı görüp geçiyorsunuz çok sık da değil zaten ama göze batıyor. Çeviri, bir kitaptaki en önemli şeylerden biri.

Yine destan yazmışım. Başladığımda duramıyorum ama böyle bayıldığım bir seri olunca da duramıyorum. HP'den sonra en sevdiğim seri bile olabilir, o derece. Mutlaka okuyun derim. Artık ilk kitap bulunamıyormuş, çoğu kişi bu konudan şikayetçiydi. Ben alabilen şanslı kişilerdenim ama pdf de olsa bir yolunu bulup, okuyun seriyi. Orjinalini okursanız daha da harika tabi! Çok kişi okusun da tekrar basılsın. :) Barrons'u tanımayanlar için de üzülürüm ayrıca. :) Aranızda okuyanlar varsa, yorumlarını bekliyorum. Bu seriyi sevmeyen var mı acaba? Hiç duymadım çünkü. Neler düşünüyorsunuz? Mac'i sevdiniz mi? Snapchat'ten, buradan yorum olarak, instagram-facebook kısacası her yerden bana ulaşıp yazabilirsiniz, tartışırız.

Umarım bu uzun yazımı okurken sıkılmamışsınızdır, tabi hepsini okuduysanız. Ben keyifle yazdım ve bir yük kalkmış gibi hissediyorum üzerimden. Bir sonraki "tavsiye seriler" yazısı hangi seriye gelecek bilmiyorum şu an, biraz düşünmem gerek. Bu arada, uzun zamandır yazmadığım "Ayın Klasiği" yazı serisine de devam etmek istiyorum ama klasik okumadım bayadır. Okuduklarımın da ayrıntılarını unuttum genelde. Ki çoğunu yazdım zaten. Yeni bir klasik okuyacağım sanırım bunun için, bu kez modern klasik düşünüyorum hatta. Ayrıca yazmamı istediğiniz, merak ettiğiniz bir klasik varsa yorum olarak bırakırsanız ben de onlara öncelik verebilirim. :)

Neyse, yine bitiremediğim bir yazı daha olacak gibi. :) Herkese gözüm kapalı tavsiye ediyorum, keyifli okumalar diliyorum. Ve yazıyı, seriden çok sevdiğim birkaç alıntı ile bitiriyorum. Sonraki yazıda görüşmek üzere! :)

"Yavaşca derin nefes alın," dedi Barrons. "Üstesinden gelebilirsiniz. Zihninizi buna yoğunlaştırın Bayan Lane."
Aceleyle biraz hava yuttum. Hiçbir faydası olmamıştı.
Barrons:" Nefes alın, dedim. Sudan çıkmış balık taklidi yapın, demedim."


V'lane:"Ne hoş. İnsan mutluluğunun kusursuz resmi. Kadın yerde, adam kadına tepeden bakıyor. Sana vurdu mu, MacKayla? Vurduysa söyle de onu öldüreyim."
Barrons:"Beceremeyeceğin şeyler için söz verme,"
V'lane:"Belki yapamam ama düşünmesi bile güzel."
Barrons:"Devam et, Tinker Bell."



“Siz dişi kazsınız Bayan Lane. Erkek kaz benim.”
Sanki cinsiyeti konusunda yanılabilirmişim gibi... “Mecazi anlamda kullandım,” diye sert bir ifadeyle açıkladım. “Espri yapıyordum. Espri yaptığın kişi bunu anlamayacak kadar kalın kafalıysa zekice espriler yapmanın ne kıymeti kalır ki?”
“ Ben kalın kafalı değilim,” diye aynı sertlikle karşılık verdiğinde çocukça tartışmalarımızdan birinin daha ufukta belirdiğini anladım. “O dediğinin mecaz anlamı yok. Mecaz ne demekmiş sözlükten bakıp öğren.”

Yirmi senedir bendeki değişikliğin farkında olmadığıma inanamıyordum ama ben farklıydım. Bunu artık biliyordum. Kafamda, vücudumda bir yerler dünya kadar eski gibiydi. Odaklandığım zaman beynim bana oyunlar oynuyordu. Toprak, yangın, rüzgar ve su, bunların hepsi güçtür. En kötü şekilleriyle yıkıcı olabilirler. Bunları ben kontrol ediyordum, ben şekil veriyordum.
Ateş ise iyi veya kötü değildir, yalnızca yanar.

ALLEGIANT Part 1 / Film Yorumu

Hepinize kısa bir aradan sonra yeniden selam! Malum, hiç güzel günler geçirmedik. Hala da pek bir şey değişmiş değil malesef. İnsanın hiçbir şey paylaşası gelmiyor bu dönemlerde, ne yeri ne zamanı diyorsunuz. "Ne anlamı var?" gibi geliyor. O yüzden, bir süre suskundum. Ama artık geri dönüyorum, hayata dönmek gerek bir şekilde. Ortalığın sakinleşeceği yok kısa sürede, burası da aylarca boş kalmasın. Kısacası, tekrar yazılarla buradayım! Ve tabi sosyal medyada da (özellikle snapchat) tekrar aktif olmaya başlıyorum. :)

Bugün, çıktığı hafta izlediğim ama olanlar nedeniyle bir türlü yorumunu giremediğim "Allegiant:Part 1"ı anlatacağım biraz. Çıkar çıkmaz, kuzenimle gittik. IMAX izleyemedim ama büyük bir fark olduğunu sanmıyorum. Seriyi tekrar okuyordum biliyorsunuz, henüz son kitaba gelmemiştim ve olaylar yüzünden de kitap okuyamadım son dönemde doğru dürüst. O yüzden, kitabı okuyamadan gittim filme. Biraz neler olduğunu unutmuştum. Ama kısa sürede toparladım, zaten olanları bilmenizi gerektirecek çok bir şey yok. Film sizi alıp götürüyor başından itibaren. Son dönemde moda olduğu üzere, son kitabı iki parçaya böldüler ve bir yıl arayla izleyeceğiz filmleri. Bu iş, HP ile başladı. Kalın ve detaylı kitaplarda mantıklı ama çok olay olmayan-kısa kitaplarda çok gerekli değil bence. Uzasın diye gereksiz veya kitabın ruhuna yakışmayacak sahneler eklenebiliyor. Neyse ki, burada böyle bir durum yoktu. Evet kitabın yarısını anlattığı için, bazı kısımlar durağandı ama yine de sıkmadı. Veya saçma bulduğum bir yer olmadı.
Artık duvarın ötesine geçiyoruz. Ki bu benim en heyecanlandığım şeydi hem filmde hem kitapta. Pek beklediğim gibi çıkmadı ama yine de heyecan verici. Tris'i, duvarı aşıp gerçek misyonunu çözmek ve evi bildiği yerde kalıp huzuru sağlamaya çalışmak arasında kalırken izliyoruz. Ayrıntıları vermiyorum tabi. Peter, yine nefret ettirmeyi ihmal etmiyor kendinden. Gerçekten uyuzum kendisine ve Tris-Tobias ikilisi nasıl her seferinde tekrar tekrar affedebiliyor onu aklım almıyor!! Bu arada; Jeannie'yi ben severdim. Belki de oyuncu kaynaklı. :) Ama bu filmde, aslında onun da söylediklerinde az-çok haklı olduğunu görüyoruz. Kadın dedi size: "Duvarın arkası düşündüğünüz gibi değil." diye. :) Gözlerim Kate Winslet'ı aradı ayrıca. Tobias'ın annesini -bazen sinir olsam da- seviyorum, Naomi Watts çok iyi canlandırıyor ya, o saçlar falan çok hoş olmuş bence!

Yine hareketli, macera dolu, aksiyonu bol bir film ama ilk iki filme kıyasla durağan kısımları daha çoktu bence. Özellikle ikinciye göre. Ama yine de, çok akıcı bir film ve neler olacağını merak ettiriyor sürekli. Kitabı okumayanlar için, oldukça sürprizli bir film olduğu da kesin! Müzik kullanımını da seviyorum bu seride, heyecanı daha da arttırıyorlar. Yalnız, aksiyon sahnelerinin biraz daha fazla ve gerçekçi olabileceğini düşünüyorum. Bazı şeyler hafif yapay gözüktü gözüme, özellikle Tobias'ın o kanlar içindeki hali. İzleyenler bilir, bilgisayar oyunu karakteri gibiydi bence. :) Filmde en üzüldüğüm şeyde, izleyenlerin bildiği ölüm sahnesi oldu. Çok sevdiğim bir karakterdi, içim acıdı valla.

Oyuncular zaten çok iyi. Cast çok iyi oluşturulmuş, herkes hakkını veriyor ve uyum da çok güzel. Miles Teller, ayrıca öne çıkıyor yer yer. :) Eleştirebileceğim diğer bir nokta, sonu. Yani devamı gelecek eve ama çok pat diye kesmişler sanki. Biraz daha sakin bir yerde kesilebilirdi. Tamam insanlar meraklansın diye böyle yapılmış ama olaylar başladı başlayacakken, hop ekran karardı. İkinci film de aynı yerden devam edecek tabi. İlk partı tekrar izleyip gitmek lazım kesinlikle. Şahsen bu serinin filmlerini seviyorum hatta "Açlık Oyunları"nın filmlerinden daha çok seviyorum, daha iyi olduğunu düşünüyorum ama yine de hani nasıl desem, o "patlamayı" tam yapamıyor gibi hissediyorum. Hani güzel ama daha da güzel olabilir, bir şeyler eksik kalıyor sanki. İkinci filmde böyle olmamıştım, o en iyisiydi bence. Umarım, son film de öyle olur ve sağlam bir final izleriz. Tabi ikinci filme gidebilirsem. Emin değilim. Sonunun kitaptan farklı olacağına dair yazılar okudum, umarım doğrudur. İlk kez bir filmde kitabın değiştirilmesini istiyorum, yoksa izleyemem gibi.
Sonuç olarak, seriyi okuyanlar veya önceki filmleri izleyenler zaten kaçırmayacaktır. Aksiyonu bol bir distopya izleyip, günümüz dünyasından uzaklaşmak isteyenlere de ilk iki filmi izleyip bunu da vizyondayken kaçırmamalarını öneririm. İkinci film kadar olmasa da, oldukça beğendim filmi. Hani unutulmaz değildi ama gayet iyi vakit geçirtiyordu. Bu arada; Shailene Woodley, şu seri bitse de oyunculuğunu daha iyi göstereceği daha kaliteli filmlerde oynasa diye gün sayıyorum artık. Filmin IMDB sayfasına gitmek isteyenler, tıklasın. 

Siz de izlediyseniz, nasıl buldunuz? En beğendiğiniz sahne hangisiydi? Son filmden beklentileriniz neler? Yorumlarınızı bekliyorum. Bana tüm sosyal medya hesaplarımdan ulaşabilirsiniz. Umarım, keyifle okuyacağınız bir yazı olmuştur. Sonraki yazıda görüşmek üzere! :)

Pazar Dinlemesi

Herkese selam! Hava soğuk burada, malesef kurtulamadık hala bu soğuklardan. Ama en azından bulutlar gitmiş, açık bir hava var. Ben de açık havanın şerefine, uzun süredir paylaşmadığım "Pazar Dinlemesi" bölümüne geri döneyim dedim ve buradayım! :) 

Bu haftaki şarkı, biraz eskilerden gelecek. Ne varsa eskilerde var zaten. Çok sevdiğim ama bayadır dinlemediğim bir şarkıydı. Geçenlerde bir yarışmada denk gelince, aşkım depreşti şarkıya. :) Sevmeyen yoktu bence ve çoğunuzun bildiğine eminim. Tekrar dinleyelim ve yeniden aşık olalım. Umarım, siz de benim gibi keyifle dinlersiniz. Yorumunuzu bekliyorum. Ayrıca, öneri şarkılara da açığım. Ben de yeni bir şeyler keşfetmiş olurum böylece. Herkese şimdiden harika bir hafta olsun! Beni her yerden takip etmeyi unutmayın, görüşürüüüz! :)

Ruhumdaki Canavar / J.M.Darhower

Yeni bir yazıyla merhaba! Nasılsınız? Bende her şey oldukça sıradan şu sıra. Okuma hızım yine düştü, Uyumsuz Serisi'ni yeniden okuyordum biliyorsunuz. Seriyi bitiremeden ikinci filmi izledim. Ama ne yapalım. Olanlar malum. Okuyasım da gelmiyor nedense son günlerde. Yaşananlar sebebiyle uzun süredir bir şey de yazamamıştım. İki gündür bunu yazacağım diyorum hep bir şey çıkıyor. Sonunda oturabildim bugün başına. Bir kitap yorumu yazıyorum. Serini ikinci kitabını okumuş ama yorumunu girmemiştim. Artık daha da bekletmeyeyim dedim. Üstünden biraz geçti ama yine de aklımda kalanları anlatmaya çalışacağım.

Kitap, tam da ilk kitabın bıraktığı yerden başlıyor. Spoiler olmaması için söylemiyorum ne olduğunu tabi, okuyanlar zaten biliyor. Seri kitaplarda genelde aradan belli bir süre geçmiş olur, bunda böyle bir durum yoktu. Garipsesem de iyi olmuş, direkt neler olduğunu okuyoruz. İlk kitap, Karissa'nın ağzındandı. Bu kitap ise, Vitale'in ağzından ki çok güzel olmuş bence, onun düşüncelerini net olarak okuyabiliyoruz böylece. Olaylar ilk kitabın sonunda baya karışmış ve çiftimiz bir yol ayrımına girmişti, burada başlarda biraz ayrı kalıyorlar. Az bir süre, ayrıntıya girmeden bu kadarını söyleyeyim. Ancak sonrası tam anlamıyla "birlikteyken ayrı olmak" gibi bir durum oluyor. Sessizlik dolu sayfalar. Vitale'in bu sıradaki düşüncelerini okuyabilmek çok değerliydi bence, biraz daha anlıyoruz adamın iç dünyasını. Karissa'nın annesi deseniz o da hayatta kalma ve kızını kurtarma mücadelesinde, aslında bu olaylarda en suçsuz olanlardan biri o. Bir de köpekleri çok tatlıştı. :)

Vitale'in sözde dostu Ray'in gerçek karakterini görüyoruz bu kitapta. Gerçekten en nefret ettiğim karakter serideki!!!! Kalpsiz adam! İlk kitapta da sevmemiştim zaten. Naz da olanlar sonucunda, bu karanlık dünyayı ve kendi yerini sorguluyor. İlk kez Naz'ın ailesiyle tanışıyoruz. Babasını özellikle sevdim. Naz gibi birinin ailesiyle konuşmalarını okumak çok hoşuma gitti açıkçası. Çoğu kirli işlerle uğraşan veya kötü olan karakterde olduğu gibi, Naz da başkalarının kurbanı olmuş biraz. Aslında tabi ki bambaşka yönler taşıyan biri. Ama şu var ki, Naz diğer karakterlerin aksine ne yaptığının bilincinde ve bu yola isteyerek girmiş biri. Bu da unutulmamalı, o beyaz atlı bir prens değil kesinlikle. Karissa ise, bu kitapta sürekli bir sorgulama içinde ve kararsızlıklarla boğuşuyor. Bundan sonra ne olacağını, ne yapması gerekiğini, aile bildiklerinin gerçek yüzünü, aşık olduğu adamın kim olduğunu.. Birçok şeyi düşünüyor. Her şeye rağmen, Naz'a aşık ve hiçbir şey bunu değiştiremiyor. Ona da acıdım açıkçası, gerçekten berbat bir durum. Aldığı karara ise, bir yanım kitap olduğu için normal gerçekte olmaz diyor bir yanım sorgulama içerisinde benim de..

Neyse, yine fazla konuştum. Gereksiz uzattım. Kitabın dili gayet akıcıydı yine, Arzu Altınanıt harika bir iş çıkarmış bu seride. İlk kitaba göre daha az olay olsa da, hiç sıkmıyor. Aksiyon daha fazla hatta bazı bölümlerde. Diğer karakterleri ilk kitaptan daha az okuyoruz, çiftimiz ön planda malum. İlk kitabın sonundan sonra zaten merak etmeyip bu kitabı almak istememek imkansız bana kalırsa, insanı en az beş dakika yerinden kaldırmayan bir sonu vardı ilk kitabın. Ben de arka arkaya okudum o yüzden, ikinci kitabın çıkmasını bekledim. İyi ki öyle yapmışım! Yalnız, kitabı okurken kesinlikle devamı olmalı diye düşündüm. Eksik kaldı bazı şeyler ve sonu da biraz yarı bitti bence. Tam bu düşünceler içerisindeyken de Yabancı Yayınları'ndan güzel haber geldi ve serinin 3.kitabının da çıkacağını öğrendik! Konu artık uzasın istemiyorum ama güzel bir şekilde toparlanıp, bağlanmalı. Birkaç eksik şey kapatılmalı. Merakla bekliyorum onu da kısacası.

Kitapla ilgili eleştirdiğim birkaç şey de yok değil. Mesela, Naz. Naz'ı çok çok sevsem de; dürüst olmak gerekirse, bu kitapta yaptığı şey -okuyanlar bilir- çok yanlıştı bence. Yanlıştan öte, Naz onca şeyden sonra bunu yapmamalıydı. Tekrar aynı hataya düşmemeliydi. Gerçekten biraz soğudum bu yüzden, Naz karakterine yakıştıramadım. Onun dışında, Karissa'yı yer yer anlayamadım. Anladık çok aşıksın da, yani biraz fazla geldi bazen yaptıkları. Tabi kitap olduğunu unutmazsak, fazla sorun olmuyor. Bir de ilk kitapta aşkı daha yoğun hissetmiştim sanki. Burada kitabın yarısında çiftimizin arasının buz gibi olmasının etkisi büyük. Evet ama yine de araları düzeldikten sonra bile biraz garip geldiler bana. İlk kitapta sürekli "aşkım,canım,iste öleyim" tarzındaki Naz dikkat ettim hiç aşkım demedi bile bu kitapta. Size de garip geldi mi bu durum? Okuduğum yorumlarda hiç böyle düşünene rastlamadım. Merak ediyorum, tek ben miyim? Lütfen yazın bana.

Bu arada, kitapla ilgili şunu da çok sevdim. Yazar öyle ince ayrıntıları düşünerek yazmış ki; olayların iç yüzünü bildikten sonra ilk kitabı düşündüğünüzde ve Vitale'in sözlerini tekrar okuduğunuzda, aslında hepsinin bambaşka anlamları olduğunu anlıyorsunuz. Mesela ilk kitapta "Seni hep bekledim."i çok hoş bir aşk cümlesi gibi yorumlarken, gerçeği bildikten sonra ona bambaşka şekilde bakıyorsunuz. Vitale'e biraz kızmıştım hatta bu yüzden. :)) 

Yani böyle. Gayet güzel bir kitaptı, ilk kitaptaki birçok şeyi çözmüş olduk bu kitapta. Çabuk okunacak, akıcı ve öyle fazla da düşünmenize gerek olmayan bir kitap. Bir seri daha doğrusu. Herkese tavsiye ederim. İlk kitapta çok eleştirilen o bazılarına abartılı gelen sahneler, ikincide hiç yok bu arada. Rahatça okunabilir. Belli bir yaş üstünün okumasını öneririm tabi seriyi. Üçüncü kitabı da sabırsızlıkla bekliyorum, umarım güzel bir final yapar yazar. Yazarın diğer kitaplarını da okumak isterim ayrıca, dilini ve yazımını sevdim.

Bir yazının daha sonuna geldik. Siz kitap-seri hakkında ne düşünüyorsunuz? Yorumlarınızı bekliyorum. Bana tüm sosyal medya hesaplarımdan ulaşabilirsiniz. Onlarda da aktif olamadım bu ara, düzeleceğim umarım. Snapchat'i çok boşladım özellikle. :( Şimdilik bu kadar, birkaç sevdiğim alıntı ile yazıyı noktalıyorum. Yeni yorumlarda görüşürüz! :)

*Sırlar tuhaf şeylerdir. Kendinize saklarsınız; başka kimsenin duymadığı gizli düşüncelerdir. Ruhunuzun en derin kısımlarını kendinize saklayıp insanların sadece yüzeyi görmesine izin verdiğinizde diğer kişilerin size yaklaşması, sizi yakından tanıması zordur.

*Uzun zaman önce şöyle bir şey duymuştum ve asla unutmadım:Üç kişi sır saklayabilir ama eğer ikisi ölüyse.

*İnsanlar hata yaparlar. Bazen hoşuna gitmeyen, senin yapmayacağın şeyler yaparlar. Ama bu onlardan vazgeçmen, o insanları hayatından çıkarman gerekiyor anlamına gelmez. Çünkü nefes aldığı sürece herkes için hala bir umut vardır.

*Derler ki intikam peşindeysen iki mezar kaz: biri kendin için, diğeri intikam alacağın kişi için... / Ki bu söz benim gibi Revenge izleyenler için ekstra anlamlı. :)

*Sırf Karissa yüzünden bir gecede yüzseksen derecelik dönüş yapmıştım. 
Sadece tenime işlememiş, bütün organlarıma nüfus etmiş, bir hastalık gibi her bir hücremi sarıp sarmalamıştı.



*Kimse, yaşıyor olduğuna öleceğini sanmış birinden daha çok minnettar olmazdı.

Deadpool / Film Yorumu

Yeniden merhaba! Yeni bir film yorumuyla karşınızdayım. Hem de çok beklenen, çok sevilen, benim de yazarken bile suratımda bir gülümseme yaratan bir film ile: Deadpool. 

Marvel'in son harikası hatta bana göre en iyilerinden biri Deadpool. Upuzuuun bir bekleyiş sonunda görücüye çıktı. Ben bir hafta gecikmeli izledim malesef ve okuduğum yorumlar sonrası o bir hafta zor bekledim. Beklentiye girmek iyi değil derim ama bu film gerçekten tüm beklentimi karşıladı. Ne bekliyorsanız, fazlasıyla veriyor size. Konuyu açıklamama gerek yok sanırım. Süperkahraman filmi ama Deadpool'un kahramanlıkla pek alakası olmadığını söylemeliyim. Hiç tipik süperkahraman filmlerinden değil o yüzden. Ama temel olarak, sıradan ve ölümlü bir adamın dönüşümünü ve belli güçler kazanmasını görüyoruz. Nasıl dönüştüğünü, neden maskeli olduğunu falan söylemek istemiyorum. Çoğunuz biliyordur belki ama yine de bilmeyenler için spoiler olmasın. Ayrıca, bu film şu ana kadarki süperkahraman filmlerinde görmediğimiz kadar romantik sahneye ahip. Aşk, temel konu gibi bir şey çünkü. Çıkış noktası daha doğrusu ve gerçekten sağlam bir çift var! Çok da yakışmış iki oyuncu birbirine, ben o duyguyu hissettim yani.
Yönetmen, Tim Miller. Başarılı ve farklı-türüne göre- bir film yapmış. Özellikle de kendisinin ilk yönetmenlik deneyimi olduğu düşünülürse, baya başarılı diyebiliriz. Devam filmini de o yönetecek. Kurgu gayet güzeldi. Senaristler de filmin diğer bir güzel yanıydı. Film, girişiyle sizi bağlıyor bir kere! Hemen içine çekiveriyor! Harika bir giriş olmuş, bayıldım. Gülerek izledim. :) Film boyunca da hep güldüm zaten. Öyle bazı yorumlarda gördüğüm kadar büyük kahkahalar atmadım ama gülümseme hiç eksik olmadı yüzümden. Çok eğlendim. Deadpool daha doğrusu Wade, başına gelene rağmen enerjisini ve mizah anlayışını hiç kaybetmiyor. Filmdeki diyaloglar da çok iyiydi bence. Çok zekice cümleler vardı, özellikle karakterin seyirciyle konuştuğu ve Marvel'a hiç çekinmeden göndermeler yaptığı kısımlar çok hoşuma gitti. Çok samimi geldi. Aksiyon sahneleri de gayet iyi çekilmişti, dozundaydı bence. Ayrıca, filmi fırsatınız varsa kesinlikle IMAX'te izleyin. Etkileyiciliği çok artıyor bence. Bizim salonda koltuklar sallanıyordu, o derece. 

Filmin en sevdiğim yanlarından biri de soundtracki oldu. Şarkılar hem çoğu kişinin bileceği şarkılar hem de sahnelerle çok uyumlular. Karaktere de çok uymuşlar, keyifle dinledim sahnelerinde. Wade rolündeki Ryan Reynolds, çok başarılı bir iş çıkarmış bence. Maskesiz kısımlarda da gayet iyiydi. Özellikle ses tonuna ve sesini kullanış şekline bayıldım. Hayatının rolünü bulmuş bence. Sevdiğim bir isimdi ama sessizdi biraz, diğer Ryan'lardan fırsat kalmıyordu pek ama artık önü açık. :) Vanessa rolündeki Morena Baccarin de çok hoş bir kadın, çok uymuş çiftimiz. Bu arada, filmde ufak bir "X-Men" göndermesi de mevcut. X-Men malikanesini görüyoruz kısacık ve X-Men ekibinden alışık olmadığımız iki kişi de yer alıyor filmde. Öyle çok bilgiye gerek yok, mutantların eğitildiği bir yer olduğunu bilseniz yeter. Ben X-Men aşığı olarak, çok sevdim bu ayrıntıyı ve o iki karakteri de sevdim. Özellikle Colossus çok iyi bir karakter olmuş. Bu iki karakteri gelecekte de görecek miyiz acaba? Önceki X-Men filmlerinde yoklardı, merak ettim durumlarını.
Filmle ilgili eleştirebileceğim tek şey şu olabilir. O da, belki biraz gidişatın tahmin edilebilir olduğu. Ama bu tarz bir filmde zaten farklı şeyler düşünmek garip olur. Bir de, sonuca biraz çabuk ve kolay mı ulaştılar diye düşündüm ama o da artık ufacık kusur olsun. Ki çok da kolay olmadı yani. Hadi belki bir de, Wade'e Vanessa'dan durumu sakladığı için çok kızdım diyebilirim ama o da kusur değil gidişat hakkındaki düşüncem oluyor. Bunlar dışında inanın kusur bulamadım. Gerçekten tam anlamıyla izleyiciyi -bence- tatmin eden bir film ortaya çıkarmış. Marvel, ayrı bir kulvar yaratmış. Senaryo derinliği belki diğer filmlerdeki kadar yok ama o açığı eğlence ve aşk ile kapatmışlar. IMDB sayfasına gitmek isteyenler, tıklasın.

Kısacası, mutlaka izlemelisiniz filmi! Fırsatınız varsa da, IMAX'te. Devam filmini merakla bekliyorum şimdiden. Ciddi bir gişe yaptı film, rekor da kırdı sanırım. Çok eğlenceli, zamanın su gibi aktığı, öyle çok düşündürmeyen, önceki süperkahraman filmlerinden farklı bir film var karşımızda. İzleyenler varsa, siz nasıl buldunuz? Yorumlarınızı bekliyorum. Herkese keyifli okumalar! :)

Bu Aralar Neler Dinliyorum? #7

Selam yeniden. Müzik aşkımı beni tanıyıp bilmeyen az kişi vardır sanıyorum. Siz de blog sayesinde öğrenmişsinizdir belki. Müziksiz bir hayat düşünemiyorum. O yüzden bu yazıları çok severek yazıyorum aslında ama kaç aydır aksatmışım. Sürekli yeni şeyler dinlemem aslında, genelde takıldığım şarkıları uzun süre dinlerim ama yine de güzel şarkılar da keşfettim tabi bu uzun arada. Neyse, daha da uzatmayayım. İşte, son haftalar/aylarda en çok dinlediğim şarkılar:
1) Lukas Graham / 7 Years: Bu şarkıyla baya ciddi düşünüyorum son dönemde. :) Hatta "Haftanın Şarkısı" kısmında da bu vardı geçtiğimiz hafta. Çok güzel, çok anlamlı, çok içe dokunan, böyle huzur veren bir şarkı bence. Lukas'ın sesi gerçekten farklı ve güzel ama esas şarkının sözlerini düşünerek dinlediğinizde daha bir etkiliyor. Mutlaka sözlerine bakın. Yakında albümü de gelecekmiş, merakla bekliyorum. Yüzlerce kez dinlediğim, çok sevdiğim bir şarkı. Kesinlikle bir şans vermelisiniz!
2) Sia / Bird Set Free: Sia'ya bayılıyorum zaten. Kesinlikle çok yetenekli ve başarılı. İlk çıktığı dönemden beri dinliyorum, şimdi daha popüler ve şarkıları da daha değişik ama yine harika bence! Son albümde sevmediğim şarkılar da oldu ama özellikle bazılarını çok çok sevdim. Bird Set Free de bunların başında geliyor, bağımlısı oldum resmen! Sürekli dinliyorum, nakaratı çok güzel özellikle. Ayrıca, tekrar aynı şarkıcı olmasın diye yazmıyorum ama aynı albümdeki "Cheap Thrills" de çok severek dinlediğim, çok iyi bir şarkı. İkisini de dinleyin kısacası. :)
3) Little Mix ft. Jason Derulo / Secret Love Song: Little Mix, çok sevdiğim ve hak ettiği değeri görmediğine üzüldüğüm bir grup. Bence dört kız da çok yetenekli ve ciddi emek veriyorlar, yakından takip ettiğim için söylüyorum bunu. Şu ana kadar yaptıkları tüm albümlerde, tüm şarkıları sevdim. Daha az sevdiklerim oldu ama hiç dinlemeyecek kadar sevmediğim olmadı. Sesleri de harika ayrıca! En son video yayınladıkları şarkıları bu ve Jason Derulo ile düet yapmışlar ama o olmadan bir versiyonu da var şarkının. Seslerini gösteren bir şarkı, lütfen bu kızlara bir şans verin. O düşünülen ergen gruplardan kesinlikle değiller.
4) ZAYN / Pillowtalk: One Direction, genel olarak şarkılarını sevdiğim bir gruptu ama öyle çok da bir ilgim yoktu. Ama içlerinde sesini en beğendiğim Zayn idi. Ayrılma süreci vs gibi şeyleri yazmıyorum tabi ama bence ilk solo projesi oldukça başarılı olacak. İlk çıkan şarkı Pillowtalk listelerin tepesine oturdu ve bence de çok güzel bir şarkı olmuş. Başta bi sevememiştim ama dinledikçe sevdim. Sesine uyan, farklı türde bir şarkı yapmış. Ben buraya orjinalini değil de akustik versiyonunu ekliyorum, akustik kalp ben malum. :)
5) Coldplay / Hymn For The Weekend: Coldplay artık eski Coldplay değil bana kalırsa. Bu değişim olumlu anlamda da olmadı bana göre. Ücüzü ama böyle. Yine de son albümlerinde de mutlaka sevdiğim şarkılar çıkıyor. Chris Martin'in sesi çoğu şarkıyı güzelleştiriyor zaten. Bu şarkı ise, son dönemde en beğendiğim şarkıları oldu. Ritmi ha-ri-ka! Müzik güzel seslerle birleşince de çok iyi bir şarkı çıkmış ortaya. Beyonce da eşlik ediyor. Çok güzel bir renk katmış o da ama keşke daha fazla sesini duysaydık diye düşünüyorum. Uzatmayayım, uzun süre bıkmayacağım harika bir şarkı. 
6) Gwen Stefani / Make Me Like You: Gwen Stefani sevgimi bilen bilir! Bence efsane bir kadın her şeyi ile, çok özel insanlardan biri. Uzun zamandır bekliyordum geri dönüşünü. Çok bekledik ama değecek gibi duruyor. "Used To Love You" da harikaydı, bu da çok güzel bir şarkı bence. Dinledikçe daha bir sevdiriyor kendini. Müziği de çok hoş, dinleyin dinlettirin yani. :) Albüm de Mart ayında çıkacak, sabırsızlıkla bekliyorum!
7) Halsey / Colors: Halsey bilmeyen kalmasın istiyorum. Çünkü, çok özgün ve yetenekli. Gerçekten güzel şarkılar yapıyor, bu işe ruhunu katan kişilerden biri bence. "New Americana" ile tanımıştık onu ve ben çok sevdim şahsen. Canlı performanslarında da çok enerjik. Colors şarkısı da keyifle dinlediklerimden, klibindeki göndermeyi de sevdim. Takip edenler bilir, saçları maviydi Halsey'in ve şarkıda da "I was blue." diyor. Ama rengini değiştirmiş, çok güzel düşünmüş. :) Dinlemelisiniz.
8) Jason Mraz / I'm Yours: Normalde 7 tane şarkı paylaşıyordum ama bu kez ara baya uzun olduğu için, 10 tane paylaşmaya karar verdim. Jason Mraz ismini duyanlar çok şanslı, duymayanlar ise büyük bir şey kaçırıyor bence. Çok popüler değil ve ben bu durumdan bir açıdan memnunum, saklı hazinelerden. Adamın kendisi, şarkıları, sesi, enerjisi.. Gerçekten eşsiz müzisyenlerden ve şarkıları hiç sıkmayan cinsten. Çok da anlamlı. Aslında yeni bir şarkı değil ama her daim en sık dinlediğim şarkıcılardan biri olunca, paylaşmak istedim. Mutlaka bir kez olsun dinleyin, devamı kendiliğinden gelecektir diyorum.
9) Adele / Million Years Ago: Bu yazıyı en son yazdığımda, Adele Hello'yu yayınlamıştı. Aradaki sürede albüm de çıktı ve tabi ki listelerde zirveye oturdu! Yine efsane olacak bir albümle döndü. Albümdeki en sevdiğim şarkı bu. Çok çok güzel bir şarkı, melodisi olsun sözleri olsun Adele'in sesi olsun. Aşkla dinliyorum. Size de hala dinlemediyseniz, şiddetle öneriyorum.
10) Twenty One Pilots / Stressed Out: Aslında şarkı çıkalı baya oluyor ama zaman geçtikçe yayılan, popüler hale gelen bir şarkı oldu. Ben de yeni keşfettim malesef ama geç olsun güç olmasın. Çok güzel, eğlenerek dinlediğim bir şarkı. Sözleri de güzel. Takip edeceğim bundan sonra grubu. Keşfetmeyenler, umarım dinledikten sonra severler. İnsanın anında modunu yükseltiyor şarkı!

Sonunda bitti! 10 şarkı yapayım, biraz da yorum yapayım derken baya uzun bir yazı oldu. Gerçekten yazarken yoruldum. Umarım, keyifle okur ve dinlersiniz. Siz bu aralar neler dinliyorsunuz? Paylaşırsanız çok mutlu olurum, en sevdiğim şey şarkı keşfi biliyorsunuz. Bir yazının daha sonuna gelmiş olduk böylece. Sonraki yazıda görüşürüz! :)

88.Akademi Ödülleri (Oscar) Kazananlar ve Yorumlarım

Yeni bir yazı ile hepinize selam! Koca bir ödül sezonunu daha bitirdik. Koca diyorum ama aslında birkaç aylık bir süreç topu topu. Tabi filmlerle birlikte bir yıla yayıldığı için, uzun diyebiliriz yine de.. Heyecanlı bekleyiş son buldu, hepimizin merakı giderildi ve Oscar gecesi görkemli bir törenle düzenlenerek ödüller dağıtıldı. Bence önceki yıllara göre daha farklı bir tören oldu. Ben arada bastıran uykuya direnerek sabaha kadar izledim, Leo'nun açıklandığı anı kaçırmak istemedim. Geç yatıp geç kalktım dün, sonra da başka şeyler girdi yazıyı yazamadım bir türlü. Bugüne kaldı. Öyle tek tek yorum yapmayacağım ama söyleyecek birkaç şeyim var tabi ki. Ama öncesinde, kazananları hatırlayalım:

Film Spotlight | Michael Sugar, Steve Golin, Nicole Rocklin ve Blye Pagon Faust
Yönetmen Alejandro González Iñárritu | The Revenant
Erkek Oyuncu Leonardo DiCaprio | The Revenant
Kadın Oyuncu Brie Larson | Room
Yardımcı Erkek Oyuncu Mark Rylance | Bridge of Spies
Yardımcı Kadın Oyuncu Alicia Vikander | The Danish Girl
Özgün Senaryo Spotlight | Josh Singer ve Tom McCarthy
Uyarlama Senaryo The Big Short | Adam McKay ve Charles Randolph
Kurgu Mad Max: Fury Road | Margaret Sixel
Görüntü Yönetimi The Revenant | Emmanuel Lubezki
Prodüksiyon Tasarımı Mad Max: Fury Road | Colin Gibson ve Lisa Thompson
Kostüm Tasarımı Mad Max: Fury Road | Jenny Beavan
Özgün Müzik The Hateful Eight | Ennio Morricone
Özgün Şarkı “Writing’s on the Wall”, Spectre | Jimmy Napes ve Sam Smith
Makyaj & Saç Tasarımı Mad Max: Fury Road | Lesley Wanderwalt, Elka Wardega ve Damian Martin
Ses Kurgusu Mad Max: Fury Road | Mark Mangini ve David White
Ses Miksajı Mad Max: Fury Road | Chris Jenkins, Gregg Rudloff ve Ben Osmo
Görsel Efekt Ex Machina | Andrew Whitehurst, Paul Norris, Mark Ardington ve Sara Bennett
Yabancı Film Son of Saul (Macaristan)
Animasyon Inside Out | Pete Docter ve Jonas Rivera
Belgesel Amy | Asif Kapadia ve James Gay-Rees
Kısa Film Stutterer | Benjamin Cleary ve Serena Armitage
Kısa Animasyon Bear Story | Gabriel Osorio ve Pato Esala
Kısa Belgesel A Girl in the River: The Price of Forgiveness | Sharmeen Obaid-Chinoy



Sürprizleri olan bir gece oldu. Güzel de oldu bence. Akademi çoğu yapımı bir şekilde ödüllendirmiş, herkesin gönlünü yapmış bir nevi. Mad Max ciddi anlamda süpürdü teknik dalları. Açıkçası, ben bu kadar çok ödül alacağını düşünmüyordum. Şaşırdım. Filmi izlemediğim için de -evet seriyi hiç izlemedim ama izlemek istiyorum- yorum yapamıyorum. Ama teknik anlamda çok emek verilen bir film olduğu belli her halinden. Gecenin en büyük sürprizlerinden biri, Ex Machina'nın Görsel Efekt ödülünü almasıydı. Neredeyse kimsenin tahminlerinde yoktu ama sevineni fazla. Onun dışında, son günlerde iyice alacağına inandığım S.Stallone eli boş döndü. Kime sorsanız ödülü alacak diyordu ama Mark Rylance heykeli kaptı. Pek üzüldüğümü söyleyemeyeceğim. Ayrıca, Stallone da ne olmuş öyle? Biraz daha zorlasan ağzını açamayacak estetikten. Neyse, bölmeyeyim asıl mevzuyu. 

The Revenant daha fazla ödül alır diyordum ama olmadı. Inarritu, iki sene üst üste En İyi Yönetmen ödülünü aldı ve bunu başaran üçüncü yönetmen oldu. Cidden hak ediyordu, o film tam bir yönetmen filmiydi ama ben üst üste vereceklerine pek inanmamıştım. Demek, veriliyormuş. Keza; Lubezki de üst üste üç yıl ödül alarak, deyim yerindeyse tarih yazdı. Adam tam bir efsane bence! Elini attığı her şey bambaşka bir şeye dönüşüyor ki filmin en önemli kısmı onundu neredeyse. Özgün Şarkı dalında, ben Sam Smith almayabilir diyordum. Hele ki Lady Gaga'nın o unutulmayacak performansından ve tepkilerden sonra, onu sunan kişiden sonra (izlemeyenler meraklansın) alır artık diyordum ama alamadı. Spectre'nin şarkısını ben çok sevdim evet ama Bond ruhuna da uyduğunu düşünmüyorum.
Başka da çok şaşırdığım bir şey olmadı sanırım. En İyi Film dalı zaten bir karmaşaydı, son ana kadar tahmin edememişti çoğu kişi ki bu çok güzel bir durum bence. The Revenant önde olsa da, ben almasını istemiyordum şahsen. Spotlight kazandı ve büyük ödülü evine götürdü. Çok da sevindim. Ayrıca; uzun yıllar sonra, sadece iki ödül alıp en büyük ödülü alan ilk film olmuş oldu. Ve gecenin en güzel anı! Tüm bekleyişimin sebebi! LEO, SONUNDA UĞRUNA NELER YAPMADIĞI HEYKELİNE KAVUŞTU! Tüm dünya derin bir nefes aldık sanırım o an, şüphem yok değildi çünkü. Zaten herkes öyle bir beklentiye girmiş ki, tüm salon ayakta alkışladı. Bu film ile almasa olurdu bence ama yine de artık daha fazla beklesin istemezdim. Çoktan hak etti zaten. Yalnız, daha duygulu bir konuşma beklerdim Leo'dan. Bir iki gözyaşı damlası belki.. Baya ciddiydi, o kadar bekliyordu ki sanırım pek şaşırmadı da. Bir Kate'e teşekkür eder insan falan. :D Bu arada, ikisi aynı gece ödül alsın çok isterdim ama olmadı malesef. En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Ödülü'nü Vikander kaptı. Sevgilisi Fassbender'dan erken ödülü alması da bence tuhaf oldu. Ennio Morricone ilk Oscar'ını aldı ve çok sevindim. Canım ya! Ne tontiş adamdır öyle! Nasıl duygulandı, bizi de duygulandırdı. Tarantino filmine de bir ödül gitmiş oldu böylece.
Ödülleri bırakıp törene geçersem, genel olarak sıkıldım açıkçası. Hele Chris Rock'ın o sunumu! Anladık arkadaşım, Akademi ırkçı! Anladık, siyahlara az değer veriliyor! Of, içimi şişirdi valla! Tamam bazı esprileri yerindeydi, baştan fena gitmiyordu da tüm tören aynı temz çok sıktı beni. Skeçler komikti ama, hakkını vereyim. Lady Gaga'nın performansı, gecenin en güzel anlarından biriydi bence. Baya epikti yani. Sam Smith ve The Weeknd de ise daha çok heyecan var gibiydi. Bunlar dışında, tipik bir törendi işte. Ödül alanlardan öyle çok duygulu bir an veya unutulmaz bir konuşma falan görmedik. Ödülleri sunanlar da bence biraz zayıftı bu yıl, sakinlerdi genel olrak. Salon, çok görkemliydi ama. Dekor biraz değişmiş sanki, çok güzeldi o ışıklar vs.. Ödül sunanların yürüyerek gelmesi de hoş olmuş bence, daha bir akış sağlamış gibi. Gecede en sevdiğim şeylerden biri de, Oyuncak Hikayesi kahramanlarını tekrar görmek oldu. Çok güzel düşünülmüş!

Kırmızı Halı'dan bahsetmek istiyorum ama çok kısa değineceğim. Konudan sapmayalım. Ben en az törenler kadar seviyorum biliyorsunuz. Ama son yıllarda, beklediğim çoğu ismi göremiyorum. Bir Angelinasız, Bradsiz, Natalie Portmansız, George Clooney veya Julia Robertsız, aşkım Merylsiz bir redcarpet hep eksik benim için. Neyse. Bu yıl genel olarak sade şık gelmiş çoğu kişi. Öyle çok çok kötü dediğim pek kişi yoktu. Hatırladığım kadarıyla, Rachel McAdams'ı hiç beğenmemiştim ki sevdiğim bir isim. Birini daha hiç beğenmedim ama ismi hatırlamıyorum. En beğendiğim kişi, tartışmasız CATE CATE CATE! Bu kadının insan olmadığı konusunda hemfikiriz değil mi? Hayır, benim normalde iğrenç diyeceğim elbiseler bile bu kadında harika duruyor! Onun dışında; Alicia Vikander, Rooney Mara, Julianne Moore en beğendiğim isimlerden birkaçı. Erkeklere hiç girmiyorum ama özellikle Jared Leto'nun smokinini çok sevdim. Farklı olmuş, güzel olmuş.
Kısacası, benim Oscar yorumlarım böyle. Yine baya bir çene çaldım, sıkmam umarım sizi. Genel olarak, memnunum geceden ama tören daha akıcı-eğlenceli olsaydı keşke. Filmlerden eksiklerimi de en kısa zamanda kapatmaya çalışacağım. Siz izlediniz mi geceyi? İzlediyseniz nasıl buldunuz? Veya izlemediyseniz bile sonuçlar hakkında ne düşünüyorsunuz? Yorumlarınızı bekliyorum. Bu arada, unutmayayım. Ben tahminlerimde, George Miller ve Kate Winslet alır bence diyordum. Kurguda da yanıldım. Bunlar dışındakileri az çok tahmin edebilmişti çoğumuz zaten. 

Bir sezonu daha kapatmış olduk iyi kötü. Çok da süper performanslar veya etkileyici filmler yoktu bence. Umarım, seneye daha sağlam işler izleriz. Artık bir sonraki Oscar yazısında görüşmek üzere, herkese iyi haftalar! :)